31 Mart 2012

MEDYA KRALI (30/03/12)

Yorucu haftaiçi günlerinden sonra, onlardan eksik olmasın daha da yorucu olan haftasonu günlerini birbirine bağlarken yapılacak en güzel şeydir Medya Kralı izlemek. Herkes kendine hitap edebilecek bir bölüm bulabilir. Şarkılar, türküler söylenir ortam ısıtılır. Sonra medya arkasıyla Kral kopartır bizi. Güleriz ağlanacak halimize kıvamındaki medya arkasında bugün en çok ilgi çeken izdivaç programından Okan'a seslenen hanım oldu. Geçen hafta bağlanıp telefonda söylediğinde bunu gerçekten beklediğini anlamıştım. Bir insan o programlara ciddi ciddi gitmeye karar vermişse zaten geçmiş olsun yani. Bir de programa çıkınca seyrele cümbüşü. Bu izdivaç programlarındaki kafa ne kafası anlamak mümkün değil. İzdivaç kafası diyebiliriz belki de. Ben medya arkasında görüyorum her hafta. O kadarı bile yetiyor :) Neyse onları, kendileriyle başbaşa bırakıp konuma döneyim. Medya Kralı'nın olmazsa olmazı bir tiyatro ya da film tanıtımı bugün yerini kitaplara bırakmıştı. 3 yeni kitap tanıtımı yapıldı. Gerek stüdyodakilerin gerekse ekran başındakilerin bu kitaplara ilgisiz kalmayacağına eminim. Finalde ise Model'den gelen şarkı, güzel geçen geceyi yakışır şekilde noktalandırdı. 

Geceden notlar:

RTÜK cezası 12 Nisan ve 19 Nisan tarihli Muhabbet Kralı programlarına uygulanacakmış. Elbette tümden 2 hafta yasak olmasındansa 2 gün olması daha iyi ama RTÜK'e teşekkür edecek değilim. Bu konuyla ilgili geniş çaplı yazımı ilerleyen günlerde yazacağım.

İzmir'den yayına bağlanan Sema Hanım çok güzel konuştu. Sadece kafa dağıtmak ya da geçerken bir bakıp, takılıp kalma şeklinde izleyenler olsa da çoğu insan Okan'a bir anlam yükleyerek izler. Bu hanımefendi için ilaçlardan kurtaran ilaç olmuş Okan. Aynı durumu paylaşan insanlar olduğunu da biliyorum ve yine aynı durumda olan benim bilmediğim bir sürü insan olduğunu da..

Bugünün bir başka güzelliği ise Tuncer Tunceli'nin 1 hafta aradan sonra dönmesi oldu. Tabi ki öncelikli olarak onu iyi görmek beni mutlu etti. İkinci olarak da Zagaband onsuz olmuyor. Geçen hafta kötü müydü Zagaband? Hayır değildi ama yine de Tuncer abi olmadan olmuyor bana göre. Tadı eksik oluyordu Zagaband'in bugün tamamlandı. Üstelik kırmızı Heritage lanetinden sonra Gibson Les Paul 57 Gold Top iyi gelmiş belli :) Gibson'la döktürdü yine. Yani efsane geri döndü! 

25 Mart 2012

80'LER DİSKOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Disko Kralı'nın tematik program serisinde dün 80'ler yerini almıştı. Program esnasında bir çok duyguyu birarada yaşadık. O günlerde yapıldığı zaman normal olan ama bugün baktığımızda bize komik gelen şeylere güldük. Hepsi o döneme damgasını vurmuş sanatçıların söylediği eserlerle durup bir düşündük; o zamanlar kim bilir kimler söylemiştir bu şarkıları ardımızdan ya da kimlere söylemişizdir ardından? Gösterilen yabancı diziler, çizgi filmlerle anılarımız geldi aklımıza. Kısacası 90'lar gibi her anından zevk aldığımız bir programdı 80'ler Diskosu da.

80'ler Diskosu zaten önceden farkında olduğum bir gerçeği daha da gözüme soktu. Programın izleyici kitlesi 20-24 yaş ağırlıklı yani 90'lar kuşağı olsa da bir alt kuşağa hiç yabancılık çekilmedi. Çünkü yapılan işler samimiydi ve dolayısıyla kalıcıydı. 80'lerde diye gösterilen bir çok şeye 90'larda da rastlandığı için çoğu kişi biliyordu gösterilenleri. Sonra şarkılar söylendiğinde her bir ağızdan eşlik ediliyor, aynı duygular yeniden yaşanıyordu. Bunlar tek bir şeyin göstergesiydi: karakterin. Hem 80'ler hem de 90'lar kendine göre karakteri olan yıllardı. Keza önceki yıllarda aynı şekilde ama 70'ler ve öncesinin programının yapılmayacağını düşünürek 2000'lere geliyorum. Bu yıllar copy-paste olayının yaygınlaşmaya başladığı yıllar oldu. Elbette yeni bir şeyler de çıktı ama tek tük. 10 yıllık periyodu yansıtacak çok da belirgin özelliği olmayan yıllar. 80'ler Diskosu da 90'lar gibi yaklaşık 4.5 saat sürdü. Seyirciler yorulmasa daha da sürerdi. Peki ya 2000'ler? Bu yıllarda bu kadar saat anlatılacak bir şey bulmak çok zor. 2010'lara hiç gelmiyorum. Her şey birbirinin aynısı zaten.

Hem baksanıza 1980 veya 1990'dan bahsederken 80'ler ya da 90'lar diyebiliyoruz. 2000'den bahsederken 00'lar diyebilir miyiz? Karakteri olan yıllar derken bundan bahsediyordum işte; 2 rakamla bir dönemi anlatmak!

2000'ler ve sonrasından bahsederken anlatacağımız tek şey bir motto olabilir: consume, obey, die !

23 Mart 2012

1964: KRAL'IN DOĞUŞU

Her zaman söylediğim bir şey vardır. Okan Bayülgen’i anlatmak için hiçbir dilde yeterli kelime yoktur diye. Türkçe veya başka bir dile ne kadar hakim olsam da, ne kadar mükemmel kelimelerden oluşan, içi dolu cümleler kursam da yine de tam olarak onu anlatabildiğimi düşünmüyorum. Üstelik bu sadece benim için geçerli değil. Onun hakkında yapılan yorumlarda, yazılan yazılarda hep ona istemeden de olsa haksızlık yaptığımızı düşünürüm. Çünkü o kadar mükemmel ki; ne yazarsak yazalım hep biraz eksik kalır. Beynimdekiler her zaman daha büyüktür, daha fazladır yazdıklarımdan. Şimdi başlıkları alt alta sıralıyorum. :) Çok daha fazlasını düşünsem de, düşüncelerimin vücut bulmuş hali budur. Biliyorum yine eksik kalacak ama bir yerden sonra kelimeler de kifayetsiz kalıyor. Mükemmellik böyle bir şey işte!

gerçekliği sorgulatacak kadar inanılmaz
sınırı olmayan bir zeka sahibi
kusursuz bir genel kültür hazinesi
hem yakışıklı, hem seksi, hem karizmatik
herkese karşı sorumluluğunun bilincinde
iyi günde kötü günde hep yanımızda olan
onu anlayanların umudu
yaptığı her işin üstadı
yetenek abidesi
gece yaşayanların en iyi dostu
dünyanın en özel insanı
kral
tek bir kelimeyle anlat deseler: olağanüstü
bu böyle uzar gider en iyisi ben burada bitireyim
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
İYİ Kİ DOĞDUN
İYİ Kİ VARSIN HARİKULADE ADAM !!!!!!!!

21 Mart 2012

İLETİŞİMDE SON NOKTA

Sizce iletişim bir ihtiyaç mı, zorunluluk mu yoksa sadece vakit  geçirmek mi? Duruma, yerine ve zamanına göre değişmekle birlikte bazen biri kimi zaman da hepsi olabilir. Bugün insanların birbirleriyle belkide en çok iletişime geçtiği yerler olan toplu taşıma araçları ve yolculuk sırasında gerçekleştirilen iletişimden bahsedeceğim. Geçenlerde katıldığım bir iletişim konferansı beni bu konu hakkında yazmaya sevketti.
Toplu taşıma araçları arasında hiç tanımadığınız birinden soru gelme olasılığı en fazla olan yer otobüslerdir. Gelin bu sorulara biraz göz atalım. Sorunun gelme aşamasından bir önceki adım soru sorulacak kişinin öğrenci olup olmadığını belirleme aşamasıdır; ki ona göre soru sorulabilsin. Eğer öğrenci olduğunuzu düşündürecek sırt çantası, defter veya kitaba sahipseniz ya da genç görünümlüyseniz ilk gelen soru "nerede okuyorsun? " olur. Sonra siz hiç sormasanız bile karşıdaki kişi yaşıyla doğru orantılı olarak çocuğu ya da torununun nerede okuduğunu söyler. İçinizden bana ne diye geçirirken dışınızdan hafif bir tebessümle konuşmayı sonlandırmak isteseniz de bu o kadar kolay değildir. Zira, karşıdaki kişinin özellikle bir üniversitede okuyorsanız okuduğunuz bölüm hakkında (o bölümü bilse de bilmese de) bir fikri vardır. Sonra kendinizi ülkedeki işsizlik konusunda bir söylem içinde bulma olasılığınız oldukça yüksektir. Eğer öğrencilik yıllarını aşmış ve çalışan biri olduğunuza kanaat getirilirse "nerelisin? " sorusuyla muhabbet başlatılır. Sizden gelen her ne kadar gönülsüz de olsa "siz nerelisiniz? " sorusu ise artık geri dönülmez bir yolun başlangıcında olduğunuzun habercisidir. Karşınızdaki kişi yedi sülalesini anlatmaya başlar. Muhabbetin sonunda uzak uzak akraba çıkmak amaçlı anlatılanların ve birbiri ardına sorulan soruların siz ya da karşınızdaki inene kadar bitme ihtimali yoktur. Tabi ki bunların yanısıra klasikleşmiş başka sorular veya muhabbet başlatma cümleleri de vardır. "Havalar da çok iyi bu aralar" diye gelen bir cümleyle başlayan sohbette kendinizi küresel ısınma hakkında konuşuyor olarak bulabilirsiniz. "Ne işle meşgulsünüz? " sorusunun sonunda ise kendinizi siyasi meseleler hakkında konuşuyor bulmama olasılığınız yok denecek kadar azdır. Eğer yolculuğunuz kısa süreli değil de, örneğin otobüsle şehirlerarası bir yolculuk yapıyorsanız tehlike çanları çok kuvvetli çalıyor demektir. Baştan taviz verirseniz sonra yandı gülüm keten helva :))
Gülerim ağlanacak halimize tadında çok eğlenceli bir olayla bitirmek istiyorum. Bu olay tamamen gerçek olup, konferanstaki bir katılımcının yaşadığı anısıymış. İstanbul'dan Ankara'ya gitmek üzere bindiği uçakta yanında oturan kişi durmuş durmuş sonunda dayanamayıp sormuş: "Siz nerede ineceksiniz? " :o Hayır yani yolculuk otobüste olsa yine bir derece kabul edilebilir bir soru ama uçakta gelen bu soru gerçekten inanılmaz. "Sağdaki bulut kümesini geçince köşede" gibi bir cevap bekleyerek sordu bu soruyu herhalde!!!
İletişim kurmada gelinen son nokta uçakta sorulan "nerede ineceksiniz? " sorusu olsa gerek. Ne dersiniz?