2 Temmuz 2012

GÖRÜLMEMİŞ KRALLIK

Bir Kral'ın Hikayesi;

Haklı krallığını çok önceden ilan etmiş bir adam aylar önce bizlere "Haftada beş gece yalnız kalmayacaksın." diyordu. Farklı bir adresten sesleniyordu ama yalnızlar krallığına davet eden Kral olduktan sonra adresin hiçbir önemi yoktu. Kral, ekibi ve izleyicileri yani halkı hep birlikte Kraliyet Ailesi'ni oluşturdu. Evet bu krallıkta halk da Kral'ın sarayında yaşıyordu. Kral halka hizmet için elinden ne geliyorsa yapıyordu. Neler yaşanmadı ki bu krallıkta?

Bir kere her şeyden önce Kral hep bizimleydi. İyi günde yanımızda olup, kötü günde sarayın kapılarını kapamadı. Kötü günleri de beraber aşabilmek için çabaladı. Van Depremi'nde enkazın altından insanlar O'nun sayesinde kurtuldu. Tamam benden bu kadar demedi. Evim Evindir Van kampanyasının bütün Türkiye'ye yayılmasını sağladı. Yetmedi kalkıp Van'a gitti. Sonra bir sembol isim haline gelen Gamze Anne için binlerce kişiyi harekete geçirdi. Bu sayede sadece onun için değil bu hastalıktan kurtulmayı bekleyenler için bir umut oldu. Bu konunun sürekli sıcak tutulmasını sağladı ve sonunda başardı. Ne mutlu ki Gamze Anne iyileşti.

Daha önce yapılmamış bir şey yaptı ve duyamayanlar için (engel kelimesinden hoşlanmıyorum bu yüzden bu şekilde yazdım) tercümanlar devreye girdi. Bütün programlarda, ekranın sağ alt köşesinde hem de en büyüğünden yerlerini aldılar. Bu sayede sadece duyanlar değil anlamak isteyen herkes ortak oldu programlara. Hatta normalinde ihtiyacı olmadığını düşündüğünden işaret diline hiç ilgi göstermeyenler bile bu sayede birkaç karşılık öğrendi. 

Kavramları eğlenceli bir şekilde açıkladı, kültür sanat alanında yeni ne varsa bunun bizlere ulaşmasını sağladı, aklınıza gelebilecek her konuda muhabbetin kralını yaptı, medyanın gülerim ağlanacak hallerini gözler önüne serdi ve her hafta halkını Disko'ya götürdü. Öğrenmeye açık herkes bir sürü yeni şey öğrendi ya da unuttuğunu hatırladı O'nun sayesinde.

Halkı için özel geceler düzenledi. Beraber güldük, beraber hüzünlendik. Yeri geldi doksanlara götürdü, bazen yalnızlara seslendi, bazen uykusuzlara. Uykusuzlar için masal bile okudu. Daha ne yapsın? Yılbaşını bile halkıyla beraber karşıladı. Her biri sanki DiskoFest gibi konserler düzenledi. Ama son konser hepsinden başkaydı. Sanki Şebnem Ferah stadyumda konser veriyormuş da mahşeri bir kalabalık varmış gibiydi. Sesinden görsel şovuna her şey mükemmeldi. Tabi en mükemmeli Şebo'ydu. Aslında bu konser bir çeşit kamuflajdı. Kral gitmeden önce halkına gelecek sezon farklı işlerle yanlarında olacağını müjdeledi. İnsanlar Şebnem Ferah ve şarkılarıyla kendinden geçmişken Kral sessizce vedasını yaptı. O'nun yerine Şebo söyledi sanki "Şahlanıp gitmek içimde var. Hoşçakal..."    

SON

Bu hikayedeki Kral ve olaylar tamamen gerçektir. Kral da OKAN BAYÜLGEN'DİR.

24 Haziran 2012

ANAHTAR SENDE BABA

Öncelikle bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda aylardır düşündüğümü belirtmek isterim. Ne oldu da şimdi yazmaya karar verdin dersen şu oldu; zamanın artık aleyhimde işlemeye başladığını fark ettim. Daha fazla zaman kaybetmeden derhal konuya giriyorum. Olay yaklaşık 1 sene önce oluyor. 28 Temmuz günü saatler gece 11'i gösteriyor. Bu tarih benim 15 senelik hayalimin gerçekleştiği gün o yüzden hiç unutmuyorum. Olayın geçtiği yer Galata'daki ofisin. Kendimi bildim bileli ve bu mesleği yapmaya karar verdiğimden beri en büyük hedefim seninle beraber çalışabilmek. Bu isteğimi iletiyorum. Konuşmanın detaylarını burada yazıp uzatmıyorum. Senden gelen ve içinde anahtar kelimelerin olduğu cevabı yazıyorum direkt olarak. "Tamam on8 tv'de başlarsın." O sıralar Yeliz Hanım orada çalışıyordu. Onu çağırıp o inanılmaz ses tonunla "Arkadaş on8 tv'de başlayacak not al." diyorsun ve mailimi, telefonumu yazmasını söylüyorsun. Evet o küçük defterde bir daha bana tarafınızdan hiç dönülmeyen mail adresim ve yine hiç aranmayan telefon numaram yazıyordu. Klasik olan "biz sana haber vereceğiz" cümlesinden sonra biraz da o atmosferi yaşamak adına biraz daha kalıyorum. Neredeyse laptopumu çıkarıp, masaya bir sandalye de ben çekip başlayacağım. O derece çok istiyorum yani. Neyse bu fikirden uzaklaşıp artık gitme vakti geldiğinde içimde en ufak bir ya aramazlarsa düşüncesi olmadan dışarı çıkıyorum. Öyle ya her ne kadar o cümle klasik olsa da bana Kral söylemişti. Evet Kral bana söz vermişti ve seni verdiğin sözden dönmeyeceğini bilecek kadar iyi tanıyorum. Neyse sonra aradan zaman geçiyor, beni twitter'dan takibe alıyorsun. Bir büyük mutluluk daha benim için. Üstelik sonradan takip edilen yüzlerce insandan değil takip ettiğin ilk 100 insandan biri olmanın verdiği mutluluğun yanısıra haklı gururunu yaşıyorum. Sezon sonuna geldik sayılır. Bütün bir sezon orada halihazırda çalışanların birçoğundan daha fazla, daha düzenli bir şekilde program, anket, konuk vs. duyurularını yapıyorum. Sen de takip ettiğin için görüyorsun zaten. Arada bloga yazıyorum, paylaşıyorsun. Hatta gün geliyor daha sana atmaya gerek bile kalmadan direkt olarak sen paylaşıyorsun. Mutluluğuma mutluluk katıyorsun. (Not: normalinde mutsuz bir insanımdır. Benim mutluluk kavramım seninle sınırlı o yüzden öyle yazıyorum.) Neyse esas söylemek istediğime geçiyorum.

Sonuç olarak senden "Tamam" cevabını duymuştum. Hayatta en çok istediğim şey gerçekleşmesine rağmen bunu hiçbir yerde paylaşmadım. Hatta gerçek yaşantımda bile bana çok yakın birkaç kişi dışında bunu bilen yoktu. İyice kesinleşene kadar bir şey söylemek istemedim. Bunu kullanmak gibi bir amaç hiç gütmedim. Bu zamana kadar sana bile bunu ima edecek en ufak bir şey yazmadım, tweet atmadım vs. Sonuçta sen söz vermiştin. Endişe edecek bir durum yoktu bana göre. Ama son bir aydır falan bakıyorum yeni blog açanlar, sen on8 tv'den bahsettikten sonra ortaya çıkan Okan hayranları vs. dahil olmak üzere bir sürü kişiyi işe alıyorsun. Elbette benim buna karışacak halim yok. Benim söylemek istediğim on8 tv'de işi kesinleşen belkide ilk insanlardan biriydim. Gel gör ki ben hala bekliyorum. Neredeyse 1 sene olacak. Bunu bilen birkaç insan benimle "ya arayacaklardı dimi seni" gibi ve bunun türevi bir sürü cümle kurarken dahi ben "Hata bende. Sonuçta biz konuşalı 1 sene oldu. Nereden hatırlasın? Her gün yüzlerce başvuru oluyor." diyebilecek kadar.. Artık gerisini sen tamamla baba! Başka bir iş olsa ya da başka birisi olsa ne bu kadar beklerdim ne bu kadar sabır gösterirdim ama bilirsin mevzubahis sen olunca akan sular durur benim için.

Sanki önümde set set demir parmaklıklar var ve sen her gün yeni işe alınma sevincini yaşamış kişilerin bloglarını paylaştıkça bir tane daha iniyor onlardan. Artık nefes alamaz duruma geldiğim için yazıyorum. Cem Adrian bir şarkısında şöyle diyordu:

"beklemek: şimdi hiç duymayan birine dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız
 umut: şimdi hiç görmeyen birine gökkuşağını anlatmak kadar zor ve imkansız"

Artık beklemek kelimesi benim için anlamsız bir kelime haline dönüştü. Seninle konuştuktan sonra dışarıya adımımı attığım o gece umudum vardı. Bugüne kadar gittikçe azaldı ve zor halini aldı. Ama hala imkansız değil. 

Baba! Seni ne kadar çok sevdiğimi, saydığımı biliyorsun o yüzden bunları söylemeye gerek yok. Ama seninle çalışmayı ne kadar çok istediğimi unuttun herhalde. O yüzden ilk ve son kez buradan yazıyorum. Blogumun adından da anlayacağın üzere senin medya işçin olmak için tüm bilgim, birikimim ve isteğimle beraber hazırım. Ne olur ne olmaz o küçük defter kağıdı belki yok olmuştur diye bana ulaşabileceğiniz mailimi ve telefonumu DM ile gönderdim sana.

Her ne kadar parmaklıklar ardında hissetsem de çanların benim için çaldığını duyabiliyorum. Bu son hafta daha ne bekliyorsun diyor bana çanlar! Baba anahtar senin elinde. Ya kilidi açarsın ve bütün set halindeki parmaklıklar önümden kalkar ya da "yok ben vazgeçtim" dersin ve parmaklıkların arası kapanır benim için. Müebbetim başlar hem de ağırlaştırılmış.
Medya işçisi sana sesleniyor: " Ben seninle beraber çalışmak istiyorum. Artık karar sende baba! "  
   

17 Haziran 2012

KONSERİN KRALI DİSKO'DAYDI

Bu gece Yeni Türkü ve Fettah Can konseri vardı Disko Kralı'nda. Yeni Türkü zaten efsane bir grup. Onları dinlerken enteresan bir şey oluyor. Söyledikleri şarkıyı belki de daha önce baştan sona dinlememiş olsanız da onlar söylerken sözlerin sizin de ezberinizde olduğunu fark ediyorsunuz. İstem dışı bir şekilde sözler dökülüyor beynin sağ lobundan. E boşuna efsane olunmuyor yani! Dinlediğim müzik tarzıyla uyuşmaması sebebiyle Fettah Can dinlemiyor olsam da sonuçta az buçuk biliyorum. İyi bir müzisyen keza şarkılarında stüdyodaki seyircilerin katılım oranı oldukça yüksekti. Ama ben bugün konserin yanısıra başka bir olaydan bahsetmek istiyorum. İki isim.. Neslihan Kurt ve Tuğba Sarıçiçek. Duymayan (kaba bir tabir olarak görülmesin, engel lafından hiç hoşlanmadığım için böyle söylüyorum) izleyiciler için tercüme yapan sağ alt köşedeki müthiş insanlar. Belki önceden bu kadar farkında değildik ne kadar büyük ve anlamlı bir iş yaptıklarının. Bu uygulama Kraliyet yayınlarında başlayınca daha iyi anladık. Bugünse belki de bir ilki gerçekleştirerek yaklaşık 3 saatlik bir konseri çevirdiler. Bugün Kral'ın göründüğü bölümleri saymazsak bütün bir konser boyu onları izledim. Haftanın beş günü onlardan az da olsa birkaç şey öğrendim ben de bugüne kadar. Ama bugün bir sürü kelimenin işaret dilindeki karşılığını hafızama aldım. Gerçekten ikisi de müthiş bir iş çıkardılar. Özellikle Neslihan Hanım bir de şarkıyı söyleyerek daha da yardımcı oluyor hatta yetmiyor tempo tutup oynuyor bile :)) İkisinin de emeğine sağlık.

Herkesin istediği yerden izleyerek katılabildiği, isterlerse #konserdeyim hashtagiyle fotoğraflarını gönderebildiği, geniş bir yaş skalasına hitap eden, üstelik ücretsiz iki ayrı konser. İkisi de çok iyiydi. Sondaki jam sessiondan bahsetmezsek olmaz tabi. La'dan girildi harika bir müzik dinletisi olarak bitirildi. Ama söz Zagaband'e gelince "işte bizim çocuklar çıktı" duygusuna kapılmıyor değilim. Tuncer Tunceli yine yeni yeniden müthişti. Üstelik meşhur kırmızı gitarıyla! ;) Her ne kadar Okan Yusuf Tunceli'ye pası atmayı unutsa da sonraki dönüşte acısını çıkardı. Eski günlerdeki gibi baget kırılacak sandım :) Murat Çopur çok kıymetli birinin (kim olduğunu gece twitter muhabbetlerini takip edenler bilir) hediyesi yeni Fender precision bass ile çok istediği oyuncağı alan çocuklar gibi şendi ;) Ama çalarken Kral'ın tabiriyle öttürdü yine! Bu arada on parmağında yüz yetenek olan Okan gitardaki başarısını da gösterdi. Bir fazla gitar olsaydı da O da katılsaydı jam sessiona. Bir dahaki sefere bekliyoruz artık ;)

Her ne kadar Anneler Günü, Babalar Günü gibi bir güne indirgenmiş günlerden hoşlanmasam da program günün anlam ve önemine uygun bitirildi. Yeni Türkü "bana bir masal anlat baba" ile muhteşem bir final yaptı.

27 Mayıs 2012

DİSKO TOPU SALLANIYOR

Programı izlemeyenler yazının başlığına bir anlam veremeyebilirler. Şöyle söyleyeyim; gereksiz Eurovision rüzgarından masanın üstünde asılı duran disko topu kendini bir başta bir de sonlara doğru aşağı saldı. Hala anlaşılmadı mı bu Eurovision'un ne olduğu? Bu kadar ehemmiyet vermek niye? Okan yıllardır bunun gay bir organizasyon olduğunu, bir milli mücadele gibi görmememiz gerektiğini söyler durur. Ama bunu bu şekilde düşünmeyenler çoğunlukta olacak ki her yıl bu milli mücadele tekrar başlar. Önce kimi gönderelim tantanası, sonra seçilen ismin eleştirilmesi, yarışma zamanı gelince büyük bir sahip çıkma gösterisi, sonuçlar açıklandıktan sonra "zaten 1. olamayacağımız belliydi" şeklinde yorumlar. Bu sıralama hep böyle olur. Hatta bir de sonuna "zaten şarkıya puan verilmiyor ki her şey siyasi" minvalinde ekstra yaratıcı, yıllardır hiç söylenmeyen açıklamalar eklenir. Bunun böyle olduğu zaten belli. Kimin kime puan vereceğini artık herkes ezberlemiştir. Ama gel gör ki yine bir milli mücadele verdik biz. En güzel yansıması twitter üzerinden görüldü. Yarışma sırasında TT listesi 10'da 10 Eurovision ile ilgiliydi. Bu durumla sık karşılaşmayız. En son şampiyonun belli olduğu, süper final maçının olduğu gün yine TT listesinin tamamı maçla, futbolcularla ilgili veya sinkaflı içeriklerle kaplanmıştı. Türkiye'de futbolun ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz bu Eurovision meselesine ne kadar önem verildiğini daha iyi anlayabilirsiniz. Sonuç olarak 7. olduk ve yine aynı sıralama oldu. Yarın medyada da bir kısım sahip çıkar, bir kısım da kıyasıya eleştirir. Böylece bu yılki Eurovision maceramıza nokta koymuş oluruz. Seneye bu kadar takmamak dileğiyle gelelim Disko Kralı'na.

Kral ne dedi: "Örovizyon'u izleyenlere yazık oldu. Biz burada ne güldük ne eğlendik." Evet, tam da böyle oldu. Programın başlarında Okan'ın Bahriyeli Yarim söyleyişi (üstelik şarkıyı esas söyleyene uyarlanmış haliyle) kaçıranlara tavsiye edilir :) Her tarzda şarkıyı bulabileceğiniz bir gece vardı diskoda. Dokuz sekizlik, pop (yerli&yabancı), hicaz, rock. Klasikleşmiş eserleri söyleyen Semih Saygıner beni acayip şaşırttı. Bunu da söylemeden geçmeyeyim. Hatta canlı performansı playbackten daha iyiydi bence.

Stüdyodaki seyirciler arasında Amerikalı misafirler vardı bu gece. Onlarla sohbet ederken Kral'ın ağzından "go and fuck" çıktı yine üstelik bir değil iki kere. Ama neyse bugün RTÜK üyeleri de Örovizyon izliyordur. Gözden kaçırmışlardır. Umarım böyledir. Zaten Haziran sonuna az kaldı yeni bir cezaya tahammül edemem. Fi tarihinin kuşları, gezegenimizin keşfi gibi bir şeyi bir daha izlersem fenalık geçirip ölebilirim. Bak o günler aklıma geldi, daraldım bir anda. Neyse bu sefer elimiz güçlü. En kötü kedi, köpek veya at konularının işlendiği Muhallebi Krallarını öneririz :)

Bu arada Kral bu sefer söz dese de yine ankete bağlanmadı. O kadar yapıyoruz, bakılmıyor diye düşünmeyiniz. Bu durum cumartesi günleri oluyor. Haftaiçi düzenli bir şekilde anket sonuçlarına bakılıyor. O yüzden anketleri yapmaktan vazgeçmeyiniz.

Ali Biçim yeni parçası "lan bari suyu öde" ile Örovizyon'a göz kırptı ;) Oradakilerden eksiği yok. Hatta fazlası bile var. Zagaband canlı çalıyor daha ne olsun?     

26 Mayıs 2012

MÜKEMMELİ'M'EDYA KRALI

Saat itibariyle artık dün gece olan program bana göre son zamanların en mükemmel Medya Kralı'ydı. Zaten Hale Caneroğlu'nun konuk olduğunu öğrenince bu program tamam demiştim. Nitekim yanılmadım. Mükemmelim parçasıyla geceye de mükemmel başladı. Bu şarkıyı başka bir isim söylese eminim ki bu kadar beğenilmez. Çünkü sadece söylemekle kalmıyor resmen şarkıya hayat veriyor, yaşıyor, yaşatıyor. Her tarzda şarkıyı kendine yakıştırmayı başarmasında çok başarılı olduğu oyunculuğunun da çok fazla katkısı var. Ama yine de bütün bunlara sahip olan bir başka insan bu kadar tutulmayabilir. Bu başarının en önemli nedenlerinden biri de çok doğal olması. Bir gram yapmacıklık barındırmıyor. Bu kadar eğlenceli bir insan, programlar için ideal konuk olmasının sebebi budur bana göre.

Refika Birgül'le gerçekleşen sohbet de gecenin renkli anlarındandı. Kendi işi, kendi apartmanları, kendi hastanesi falan derken bir an için kendi şehirlerini kurma planları olduğunu düşündüm :) Bu nedir böyle ya? Ben hayatımda kendi ailesiyle bu kadar çok kendi bıdı bıdılarını yapan bir insan görmemiştim. İyi oldu, bu vesileyle görmüş oldum. Şaka bir yana yaptığı yemek programı ve yemek kitabı başarılı görünüyor.

Murat Akkoyunlu ve Fulya Zenginer'in temsil ettiği Sağ Salim adlı film ise eğlenceli görünüyor. Sıfır katkılı konuklardan olmayan bu ikili de iyiydi. Özgün'ün söylediği şarkılara gençlerin ilgisi güzel görünüyordu. Ama Marsis resmen ortalığı dağıttı. Her programa gelişlerinde müthiş bir performans sergiliyorlar. Bugün de hem seyirciyi hem de Kraliyet ekibini coşturmayı başardılar.

Ve tabi ki Medya Kralı'nı mükemmel yapan esas isim Kralımız. Okan da saç-sakal değişikliği olduğunun ertesi günü insanlar bana twitterdan veya bizzat yüzüme karşı yorumda bulunuyorlar. Bunun sebebini anlamış değilim. Ben Okan'ın stil danışmanı değilim. Bunun zamanına ben karar vermiyorum. Özellikle kötü olduğunu düşünenler için söylüyorum: Ben ne yapabilirim yani? Dünkü saç-sakal değişikliğinden sonra bilerek bir şey yazmadım. Bu sefer de "aaaa sen yazmazsan olur mu?" şeklinde kendi görüşleriyle beraber geri dönüşler aldım. Baba şöyle söyleyeyim; bu değişiklik için güzel olmuş diyenler ağırlıkta bu sefer. Eh madem öyle ben de yazayım bari de eksik kalmayayım :) Benim favorim saçının 3 level, sakalının 2 level daha uzun olduğu zaman olsa da bu da iyi olmuş. Özellikle bugünkü mavi gömlekle yaktın ortalığı. Neyse, efendi blogger çizgimden çıkmadan yerimi Bay Tahmin yorumuma bırakayım. Şaka şaka :) Bugünlük yorumlar bu kadar.  

20 Mayıs 2012

BU GECE EĞLENCE DİSKODAYDI

Uzun bir süredir bloguma yazmıyordum. Nedenini, niçinini bu konuya ayrılmış bir yazımda anlatırım belki. Belki de anlatmam neyse esas konumuza dönelim.

Bana göre son haftalardaki en eğlenceli Disko Kralı'ydı. Tabi ki ana sebeplerinden biri her daim eğlencesi garanti konuklardan Safiye Soyman-Faik Öztürk ikilisiydi. Onları bu kadar eğlenceli yapan şey ise tamamiyle doğal olmalarından geçiyor. Okan'ın da söylediği gibi herkesin mutlaka hayatının bir yerinde olan eşi, dostu, dıdısının dıdısı vb. birileri gibi samimiler. Önceden çalışıp şunları söyleyelim de komik olalım gibi bir dertleri yok. Her şey spontane geliştiği için bu derece samimi. Özellikle anlattıkları anılarının belki de birçoğu hiç olmadı ya da biraz benzeri oldu ama mübalağa yaparak anlatılıyor. Sonuç olarak gülüyor muyuz? Evet. Keza bunları uyduruyor olabilmek de bir başarı yani :) Bugün dakika bir gol bir şeklinde başladı Safiye Hanım. En sevdiğiniz bilim adamı kim? sorusuna 5 dakika sonra, uzun uğraşlar sonucu "elektriği bulan adam" cevabıyla programa ısınmaya başlamıştır. Ardından Kanadalı İma ile düet sırasında müthişti :) Herhalde Ajda Pekkan'ın Bambaşka Biri şarkısını bilmeyen yoktur diye düşünüyordum ki neyse gerisini yazmayayım. Zaten kendisi de ülkemize misafir olarak gelen sanatçıya ayıp olmasın diye tek bir kelime dahi söylemediğini açıkladı. Tamamiyle saygıdan yani.. Son olarak İstanbul Olmaz Olsun adlı eserini söylerken canlı olarak klip çeken ilk çift olarak program tarihine geçmişlerdir. Ayrıca stüdyo seyircisinin de hakkını vermek lazım. Onlar da bir şarkıyı en çabuk ezberleyip, şimdi sizde şeklinde eşlik edecek kıvama gelerek tarihe geçmişlerdir.

Ayrıca Ali Biçim&Zagaband ortak yapımı Gelingüvey Olma çok iyiydi. Özellikle Zagaband'in canlı olarak çalması ve arada Murat'ın sesini duymak çok daha güzel yaptı şarkıyı. Özlemişiz be Zagaband'in  sesini canlı olarak duymayı. Tabi ki aradaki kırmızı vs. mavi gitar sohbetlerinde duyuyoruz ama ben performans olarak duymaktan bahsediyorum. Bir Zagaband özel programı yapılsa hiç fena olmaz bence ;)

E madem program 01:50 gibi erken bir saatte bitti; o zaman bu yazı da biraz kısa olarak burada bitsin!

28 Nisan 2012

MEDYA'NIN KRALI

Olağan bir Medya Kralı'nı geride bırakıyorduk. Konuk katkısı az olan programlarda olduğu gibi Okan tek başına götürüyordu deyim yerindeyse. %10 Ezgi Mola'dan, %20 Ebru Polat'tan katkı geldi diyebiliriz. Her ne kadar Kral, bugün medya arkasına az yorum katsa da yine de çok eğlenceliydi. Zaten bugünkü medya arkası yorumsuz da izlense kendi içinde çok komikti. Buraya kadar her şey normal akışında ilerlerken, programın sonunda stüdyoya gelen Bay Tahmin ikilisinden Murat Özarı öyle bir laf etti ki bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu. Gerçekten bütün geceye damga vuracak nitelikte bir laftı.

Beni bilen bilir; hiçbir zaman Okan'ı başka biriyle kıyaslamadım, kıyaslamam, kıyaslayanlara da güler geçerim. Çünkü başka biriyle kıyaslanamayacak kadar özeldir. Ayrıca başka birine benzetmek de çok yakışıksız bir davranış zira, "benzemez kimse sana / tavrına hayran olayım" durumu geçerlidir benim açımdan. Şimdi nereden çıktı diyecek olursanız; Murat Özarı Okan'a "Sen televizyonların Messi'sisin. Nasıl Messi ile aynı takımda oynamak bir gurursa, seninle aynı kanalda olmak da bizim için böyle. Seninle birlikte daha çok sevilmeye ve izlenmeye başladık." dedi. Daha da fazlasını söyledi ama özet olarak böyle. Benzetmelerden hoşlanmasam da bu çok hoşuma gitti. Laf olsun diye söylenmiş bir şey değil. Bunu söylerken gerçekten böyle düşündüğünü ve hissettiğini anlayabiliyorsunuz.

Kral gibi futbola çoooook uzak olanlar için bir de küçük açıklama yapayım. Cristiano Ronaldo hayranları kusura bakmasınlar ama bana göre Lionel Messi şu anda dünyanın en iyi futbolcusu. Sadece bana göre değil elbette. Birçok futbol otoritesi ve birçok insana göre bu böyle. Peki Kral'la ne alakası var diyecek olursanız, ben Messi'nin neler yaptığını kısaca sıralayım, siz Kral'la eşleştirin. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla hesabı. Messi, Barcelona'nın beynidir. Karşısına kim gelirse gelsin, kıvrak çalımlarıyla dağıtır. Gerekirse gelir defanstan topu alır, golünü atar veya attırır. Müthiş futbol zekasıyla, hiç beklenmedik bir anda, cetvelle ölçülmüş gibi ara pasını atar. Gol atmak zaten onun için çocuk oyuncağı. Dolayısıyla artık işin estetiğini düşünerek gol atar. Messi yokken de Barcelona Barça'ydı ama Messi ile birlikte marka değeri tartışılmaz bir hal aldı. Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. Okan'ın tv8'e kattığı değer bundan kat be kat üstündür. Messi'yi seyrederken futboldan zevk alırsınız. Onun için, mükemmelliğini anlatmak adına "Dünyanın en iyi futbolcusu değil. Çünkü o, bu dünyadan olamaz." şeklinde cümleler kurulur. Aynısını Okan için de söyleyebiliriz ama iyi ki Okan bu dünyada ve iyi ki ben onunla aynı zamanda yaşıyorum.

22 Nisan 2012

YA NE OLACAKTI?

3. Antalya Televizyon Ödülleri Töreni az sayıda doğru işin yapıldığı bir geceydi. Öncelikle Meral Okay'a en başta yer verilmesi ve bütün gece boyunca unutulmaması bu işlerden biriydi. Sonra şehir tiyatroları için söylenen bütün sözler çok şıktı. Sadece bir gün değil, bu yanlıştan dönülene kadar her zaman söylenmesi gerekiyordu, gerekiyor ve gerekecek: #sehirtiyatrolariyokedilemez

İki ödül dışında ödüller hakkında yorum yapmayacağım. Her dizinin, oyuncunun, programın vs. kendi çapında izleyeni, beğeneni var. O yüzden kimse %100 memnun olmaz bu ödüllerden. Hiçbir diziyi izlemememe rağmen bu sektörle ilgilenen biri olarak elbette neyin ne olduğunu, ne kadar etki yarattığını biliyorum. Dolayısıyla bazı ödüllerin nereye gideceği garanti görünüyordu ve öyle de oldu. Ama bazıları var ki, yok artık daha neler dedirtti. Twitter'dan takip ettiğim kadarıyla birçok insan da aynı görüşte. Bu arada bu yorum yapmamış halim :) Neyse, esas beni ilgilendiren 2 ödüle geçiyorum.

En iyi sohbet programı: Muhabbet Kralı. Aynı kategoride Kral Çıplak ve başka 3 program vardı. Bence Kral Çıplak ödülü almalıydı. Kalıp olarak soru - cevap şeklinden uzak gerçek bir sohbet şeklinde gerçekleşen Kral Çıplak programları samimi sohbetin adresidir. Lakin Muhabbet Kralı'nda da muhabbetin kralı döner. Birini seçmek zor. Jüri tercihini bu yönde kullanmış. Neyse çok da önemli değil zaten. Ne de olsa oğlan bizim kız bizim :))

En iyi talk show/müzik/eğlence programı: Disko Kralı. Burada da Medya Kralı ve diğer 3 aday vardı. Bu ikisinden birini seçmek daha da zor. Bu sene artan tematik programlarla Disko Kralı bastırsa da ben Medya Kralı'nı seçerdim. Daha çok sohbet ve tabi ki medya arkasını içerdiğinden dolayı. Okan yorumlu ve uygulamalı medya arkası tek başına alır götürür zaten. Neyse ki, burada da yukarıdaki durum var. Yabancıya gitmedi yani ödül :)        

Dikkat ettiyseniz iki kategoriyi de direkt olarak iki adaya düşürmüşüm. Ya ne olacaktı???


20 Nisan 2012

RTÜK BELGESELLERİ 2

Geçen haftadan belirttiğim gibi serinin 2. yazısını yazıyorum. Bugün yazıyı fazla uzun tutmayacağım çünkü bu haftaki belgeseller o kadar sıkıcıydı ki sonuna gelene kadar nasıl dayandığımı anlatamam. Neredeyse insan sabrının sınırları diye ben belgesel çekecektim :)

Geçen haftadan büyük bir sabırsızlıkla beklediğim Gök Kubbede Gezintiler'in kalan bölümleri yine inanılmaz benzetmeler, yorumlar, çıkarımlar içeriyordu!!! En belirgini burada görülse de diğer belgesellerde de yine nerede başlayıp nerede bittiği anlaşılamayan cümleler beni benden alıp neresi olduğu belli olmayan yerlere götürdü.

"Gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi ve Türk dilinin güzel kullanılması" içeriklerinde program yayınlanmasına karar veren RTÜK'ün, bu konularda ne kadar başarılı belgeseller seçtiğini bir örnekle açıklayayım. Gök Kubbede Gezintiler belgeselini anlatan hanım sevgili defterine yazıyor tabi bir yandan da anlatıyor; "............... giderek iyice anlıyorum." Başında ne dediğinin bir önemi yok. X'i veya Y'yi fark etmez. Sorun giderek iyice anlıyorum kısmında. Ama amaç Türk dilinin güzel kullanılması olduğuna göre herhalde ibret-i alem olsun diye bunu seçtiler :)

2 haftada yayınlanan bütün belgeseller sonucunda gençler fiziksel ve ahlaki gelişiminin üstüne kat be kat değerler kattığına göre artık dağılabilirsiniz saygıdeğer RTÜK üyeleri.

Ve haftaya Muhabbet'in Kralı başlar..

18 Nisan 2012

ŞANS ????

Gecenin bu vaktinde şans konusunda yazı ne alaka? Saatler 12'yi geçtiğine göre artık dün olan Muhallebi Kralı'nda şans konusu işlendiği için bu konuda yazmaya karar verdim. Öncelikle Kral'a geçmiş olsun dileklerimi ileteyim. Evinden başka bir yerde yemek yiyince zehirlenme olasılığı en fazla olan insan dalında rekora koşuyorsun baba! Ayrıca programın başında tweet atan arkadaşa da buradan selam olsun. Yakası paçası dağılsa da, rahatsız da olsa o haliyle bile karizmatik ya sen ona bak. Neyse DEVAM dediğini duyar gibiyim :) Konuya dönüyorum tekrar. Bugün değişiklik olsun diye anket sonuçları üzerinden programı inceleyeceğim. Sonuçlar ankete gelen cevaplar, yorumlarsa benim kendi görüşlerimdir.






Bu soruya ağırlıklı olarak Evet yanıtı geldi. Elbette ki şansa inanılır. Olaylar insanların istediği şekilde gelişiyorsa "bugün şanslı günümdeyim", eğer her şey aksi gidiyorsa "zaten ben de şans olsa" gibi cümleler en sık duyduğumuz cümleler arasındadır. Özellikle şansa daha çok kendini veya kendi durumunu, başka bir kişiyle ya da başka bir olayla karşılaştırıp bir sonuca varıldığında daha çok anlam yüklenir. Kendimden bir örnek vereyim. Uzun zaman önce bana göre dünyanın en şanslı kişisiyle konuştum. Baktım, ne yapmış olabilir de bunu hak etmiş diye düşündüm, inceledim. Sonuç şu ki; hiçbir şey yapmamış. Sadece dünyanın en şanslı insanıymış bunu anladım. Üstelik o, şansının farkında bile değil. Ayrıldıktan sonra bir kez daha şuna kanaat getirdim. Şans da bile adalet yok!

Bu soruya da Hayır cevabı geldi. Hiç şaşırmadım keza ben de bu gruptayım. Şans kapıyı çalsa, kalkıp kapıyı açmam o derece yani :)

Batıl inanışlarım yok en çok tercih edilen şıktı. Böyle olması çok normal zaten. Esas geçmişten günümüze gelen saçma sapan şeylere inananlara hayret etmek lazım. Hatta hayret de etmeyip, onları direkt olarak öyle kabul etmemiz lazım. Mantığını falan sormayın "sence bu niye böyle?" falan diye çünkü bu tip eylemlerin mantığı yok.

 Başımıza geleceklerin yazıldığına, iyi veya kötüyü seçme irademizin elimizde olduğunu inanıyorum şıkkı en fazla oyu aldı. Bu kader mevzusu çok derin bir konu. Şimdi burada açıklasam sayfalar sürer o yüzden buna yorum yapmadan geçeyim.

Bu soruda Kafamı temizlerim en fazla oyu alan şık oldu. Akıllı, mantıklı insan bunu yapar zaten. Piyango bileti falan boş işler bunlar. Hayır bir de neyle neyin çıkarımı yapılıyor? Bir bakarsanız alakayı görürsünüz!!!

Bu soruda da Hayır cevabı az farkla da olsa öndeydi. Bence de cevap hayır. Kısaca şöyle söyleyeyim; küçük bir şeyden büyük çapta sonuçlar çıkartacak kadar basit değil bu hayat.
 
 
Sonuç olarak çok güzel bir programdı. Ben de kapanışı bir söz ile yapayım.
FUCK YOUR CHANCE AND FATE


    

13 Nisan 2012

RTÜK BELGESELLERİ 1

Hanımlar, beyler bugünkü yazıma Muhabbet Kralı'nda bu sezon ilk yayınlandığı tarih olan 6 Ekim 2011 'den dünümüze kadar işlenen konuları sırasıyla yazarak başlıyorum.
  • uyuşturucu sorunu
  • kadına şiddet
  • atanamayan öğretmenler
  • organ bağışı ve organ nakli
  • 2002 yılındaki N.Ç. vakası
  • Atatürk
  • mimari
  • konut, emlak
  • UFO
  • 21 Aralık 2012 (Maya takviminin bitişi)
  • paralel evren
  • boşanma
  • alışveriş
  • heteroseksüelliğin akıbeti
  • iktidarsızlık
  • sezaryen
  • işaret dili
  • bloglar, bloggerlar
  • paranoya
  • paradoks
  • sofra adabı
  • öldürmek
  • giyinmek
  • çay
  • kanser
Gördüğünüz gibi geniş bir seçki var. Her programda belki unuttuğumuz şeyleri hatırladık, belki hiç bilmediğimiz yeni bir şeyler öğrendik. Konuları düşündük, uzmanları dinledik, sorular sorduk, yorumlar yaptık, anlamaya çalıştık ve daha bir sürü şey. Kısacası her hafta bir çaba harcayarak kendimize bir şeyler kattık.

Şimdi nereden çıktı bu muhabbetin kralı derseniz şöyle ki; RTÜK'ün Okan'a, Muhabbet Kralı'na, tv8'e, bizlere verdiği ceza üzerine ortaya çıktı. Cezanın sebebi Hintli guru Osho'nun söylediği "go and fuck" sözünün, Okan tarafından kimin söylediği ve ne amaçlı söylediği de belirtilmek üzere söylenmesidir. Resmi olarak söylersek 6112 sayılı Kanun'un sekizinci maddesinin birinci fıkrasının (n) bendindeki "Yayın hizmetleri müstehcen olamaz." hükmünün ihlali nedeniyle. Tabii yerseniz ;) Neyse esas sebebine hiç girmeyeyim o başlı başına bir yazı konusu olur çünkü.

RTÜK ceza olarak Muhabbet Kralı yerine belgeseli uygun gördü. Belgeseli bir cezalandırma aracı olarak gören RTÜK'ten zaten bir şey beklemiyorduk ama dün tam anlamıyla faciaydı. Türkiye'nin Kuşları ve Gök Kubbede Gezintiler adlı belgeseller beni benden aldı :) Yaklaşık 1.5 saat süren Türkiye'nin Kuşları belgeselinde sabit cümle kalıpları hakimdi. Örnek: kıyı bölgelerinde yaşarlar, adından da anlaşılacağı üzere bataklıklarda yaşarlar, yaygın bulunurlar vb. Görüntü kalitesi ve montaj hak getire zaten! 4 bölümü yayınlanan Gök Kubbede Gezintiler ise daha da fena. Hatta daha da fenası kalan 3 bölümünün haftaya yayınlanacak olması!!! İlkokulda öğrendiğimiz güneş, dünya, ay, gezegenimiz bilgilerinin sözüm ona belgesel yapılmış haliydi. Evreni çözdüğünü söyleyen anlatıcı hanımın sevgili defter diye yazmaya başlaması, Dünya'nın Güneş etrafında dönüş hızını anlatırken hemen sonrasında gelen "Dünya, bize bazen iyi bazen kötü yüzünü gösterir." tarzında kaderci yaklaşımlar ben de tebessüm oluşturmadı desem yalan olur vallahi :)

"Gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi ve Türk dilinin güzel kullanımı" içeriklerinde programlar yayınlanmasını uygun gören RTÜK, bu belgeseller sayesinde hedefi tam 12'den vurdu şüphesiz! 1999 yapımı bu belgeselleri çok aradığı belli olan RTÜK, bizleri Muhabbet Kralı'ndan ve Okan'dan mahrum bırakarak cezalandırdı. Ama aslında en büyük cezayı kendini rezil ederek kendine verdi.

Serinin 2. yazısında görüşmek üzere...

8 Nisan 2012

DİSKODA EĞLENCE VAR

Bu hafta Disko Kralı'nın enerjisinin bir an bile düşmemesinin sebeplerinden biri konuk seçkisiydi. Her haftaki Disko Kralı'ndan farklı olarak bu hafta tiyatro ağırlıklı konuklar çoğunluktaydı. Komplekssiz, katılımcı, her ana ve ortama uyabilen, anı yaşayan ve yaşatan tiyatro adamları.. Hal böyle olunca sohbet, muhabbet, eğlence gırla gitti. :)

Geçen salı dandy'lik programında adı sıkça geçen Andy Warhol'u bir kez daha andım bu gece. Ne alaka diyecek olursanız, şöyle ki; program ortalarında yayına bağlanan Ayşe Hanım bana Warhol'un "Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak" sözünü anımsattı. Canlı yayına bağlanıp Okan'a laf sokmaya çalışan tiplerin amacı budur. Beğenmiyorsan izleme, bu kadar basit! Yayına bağlanmak için bunca uğraş verip sonra laf sokmaya çalışmak fazlasıyla gereksiz bir hareket. Dikkat ettiyseniz laf sokmaya çalışmak diyorum keza, sadece çalışma aşamasında kalabilir. Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde Okan'ın cevaben söylediği "23 Nisan'da gel, benim yerime otur" cümlesi ise laf nasıl sokulurun hayat bulmuş halidir.

Programın sonlarına doğru gerçekleştirilen Harun Kolçak Dansı Yarışması ise tek kelimeyle süperdi. Gerek stüdyodan gerekse twitter'dan katılımlı interaktif bir yarışma oldu. Katılanlar arasında en iyisi denilebilecek genç birinci oldu ama bana kalırsa bu yarışmanın galibi aday olmasa da nevi şahsına münhasır insan Ali Biçim'dir. :) Dans sonrasında söylediği şarkısı da diskoyu dağıttı. Bu performans sırasında seyircilerle beraber headbang yapan tiyatrocular da başta söylediklerimi bir kez daha ispat etti.    

1 Nisan 2012

DİSKODA BİR BAŞKA TARİFE

Bugün YGS tarifesi işledi Disko Kralı'nda. Başlangıçta Kral'ın yaptığı konuşma mükemmeldi. Umarım yarın hatta artık bugün olan sınava girecekler izlemişlerdir. Söyledikleri bugün sınavda sorulacaklardan çok daha önemli. İnanın bana bu böyle. Zamanında biz de bu yollardan geçtik. Şimdi sınava girecekler birkaç saat sonra dünyanın en önemli işini yapacakmış gibi hissediyorlardır. Ama aslında bir bok olduğu yok. Az önce çirkin bir kelime kullandığımı fark ettim ama neyse bloglar RTÜK'ün ilgi alanına girmiyor :) Ayrıca baştaki konuşmanın yanısıra, Disko Kralı'nı izleyim de öyle uyuyayım diyen ya da gönlü elvermese de izlemeden kapatan üniversite adaylarının akılları kalmasın diye program erken bitti.

Geceden notlar:

Programın konuklarından Ümit Erdim'in stüdyoyu terk etme esprisi ve RTÜK cezası için belgesel önerme üzerine dönen muhabbet çok keyifliydi. Ama aceleye gerek yok. Elbet buluruz önerecek bir belgesel. Olmazsa onlar seçenekleri sunsunlar, biz arasından seçelim :)

Bu arada Bülent Serttaş'ın Okan'a nazarı değdi. Küçük bir scooter kazası yaşanıyordu ki; anlık bir yüreğin ağza gelme durumuyla atlattık.

Kolpa gerçekten başarılı bulduğum bir grup. Özellikle söyledikleri ilk iki şarkı çok iyiydi. Gelen yorumlarda da görülen sanki playback yapıyorlarmış gibi sözü canlı söylerkenki başarılarını anlatıyor.

Son olarak madem bugün YGS tarifesi vardı yazımı da günün anlam ve önemine uygun bitireyim. Okan başta ne dedi? Bu YGS değil bu GAF (go and fuck) !!

31 Mart 2012

MEDYA KRALI (30/03/12)

Yorucu haftaiçi günlerinden sonra, onlardan eksik olmasın daha da yorucu olan haftasonu günlerini birbirine bağlarken yapılacak en güzel şeydir Medya Kralı izlemek. Herkes kendine hitap edebilecek bir bölüm bulabilir. Şarkılar, türküler söylenir ortam ısıtılır. Sonra medya arkasıyla Kral kopartır bizi. Güleriz ağlanacak halimize kıvamındaki medya arkasında bugün en çok ilgi çeken izdivaç programından Okan'a seslenen hanım oldu. Geçen hafta bağlanıp telefonda söylediğinde bunu gerçekten beklediğini anlamıştım. Bir insan o programlara ciddi ciddi gitmeye karar vermişse zaten geçmiş olsun yani. Bir de programa çıkınca seyrele cümbüşü. Bu izdivaç programlarındaki kafa ne kafası anlamak mümkün değil. İzdivaç kafası diyebiliriz belki de. Ben medya arkasında görüyorum her hafta. O kadarı bile yetiyor :) Neyse onları, kendileriyle başbaşa bırakıp konuma döneyim. Medya Kralı'nın olmazsa olmazı bir tiyatro ya da film tanıtımı bugün yerini kitaplara bırakmıştı. 3 yeni kitap tanıtımı yapıldı. Gerek stüdyodakilerin gerekse ekran başındakilerin bu kitaplara ilgisiz kalmayacağına eminim. Finalde ise Model'den gelen şarkı, güzel geçen geceyi yakışır şekilde noktalandırdı. 

Geceden notlar:

RTÜK cezası 12 Nisan ve 19 Nisan tarihli Muhabbet Kralı programlarına uygulanacakmış. Elbette tümden 2 hafta yasak olmasındansa 2 gün olması daha iyi ama RTÜK'e teşekkür edecek değilim. Bu konuyla ilgili geniş çaplı yazımı ilerleyen günlerde yazacağım.

İzmir'den yayına bağlanan Sema Hanım çok güzel konuştu. Sadece kafa dağıtmak ya da geçerken bir bakıp, takılıp kalma şeklinde izleyenler olsa da çoğu insan Okan'a bir anlam yükleyerek izler. Bu hanımefendi için ilaçlardan kurtaran ilaç olmuş Okan. Aynı durumu paylaşan insanlar olduğunu da biliyorum ve yine aynı durumda olan benim bilmediğim bir sürü insan olduğunu da..

Bugünün bir başka güzelliği ise Tuncer Tunceli'nin 1 hafta aradan sonra dönmesi oldu. Tabi ki öncelikli olarak onu iyi görmek beni mutlu etti. İkinci olarak da Zagaband onsuz olmuyor. Geçen hafta kötü müydü Zagaband? Hayır değildi ama yine de Tuncer abi olmadan olmuyor bana göre. Tadı eksik oluyordu Zagaband'in bugün tamamlandı. Üstelik kırmızı Heritage lanetinden sonra Gibson Les Paul 57 Gold Top iyi gelmiş belli :) Gibson'la döktürdü yine. Yani efsane geri döndü! 

25 Mart 2012

80'LER DİSKOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Disko Kralı'nın tematik program serisinde dün 80'ler yerini almıştı. Program esnasında bir çok duyguyu birarada yaşadık. O günlerde yapıldığı zaman normal olan ama bugün baktığımızda bize komik gelen şeylere güldük. Hepsi o döneme damgasını vurmuş sanatçıların söylediği eserlerle durup bir düşündük; o zamanlar kim bilir kimler söylemiştir bu şarkıları ardımızdan ya da kimlere söylemişizdir ardından? Gösterilen yabancı diziler, çizgi filmlerle anılarımız geldi aklımıza. Kısacası 90'lar gibi her anından zevk aldığımız bir programdı 80'ler Diskosu da.

80'ler Diskosu zaten önceden farkında olduğum bir gerçeği daha da gözüme soktu. Programın izleyici kitlesi 20-24 yaş ağırlıklı yani 90'lar kuşağı olsa da bir alt kuşağa hiç yabancılık çekilmedi. Çünkü yapılan işler samimiydi ve dolayısıyla kalıcıydı. 80'lerde diye gösterilen bir çok şeye 90'larda da rastlandığı için çoğu kişi biliyordu gösterilenleri. Sonra şarkılar söylendiğinde her bir ağızdan eşlik ediliyor, aynı duygular yeniden yaşanıyordu. Bunlar tek bir şeyin göstergesiydi: karakterin. Hem 80'ler hem de 90'lar kendine göre karakteri olan yıllardı. Keza önceki yıllarda aynı şekilde ama 70'ler ve öncesinin programının yapılmayacağını düşünürek 2000'lere geliyorum. Bu yıllar copy-paste olayının yaygınlaşmaya başladığı yıllar oldu. Elbette yeni bir şeyler de çıktı ama tek tük. 10 yıllık periyodu yansıtacak çok da belirgin özelliği olmayan yıllar. 80'ler Diskosu da 90'lar gibi yaklaşık 4.5 saat sürdü. Seyirciler yorulmasa daha da sürerdi. Peki ya 2000'ler? Bu yıllarda bu kadar saat anlatılacak bir şey bulmak çok zor. 2010'lara hiç gelmiyorum. Her şey birbirinin aynısı zaten.

Hem baksanıza 1980 veya 1990'dan bahsederken 80'ler ya da 90'lar diyebiliyoruz. 2000'den bahsederken 00'lar diyebilir miyiz? Karakteri olan yıllar derken bundan bahsediyordum işte; 2 rakamla bir dönemi anlatmak!

2000'ler ve sonrasından bahsederken anlatacağımız tek şey bir motto olabilir: consume, obey, die !

23 Mart 2012

1964: KRAL'IN DOĞUŞU

Her zaman söylediğim bir şey vardır. Okan Bayülgen’i anlatmak için hiçbir dilde yeterli kelime yoktur diye. Türkçe veya başka bir dile ne kadar hakim olsam da, ne kadar mükemmel kelimelerden oluşan, içi dolu cümleler kursam da yine de tam olarak onu anlatabildiğimi düşünmüyorum. Üstelik bu sadece benim için geçerli değil. Onun hakkında yapılan yorumlarda, yazılan yazılarda hep ona istemeden de olsa haksızlık yaptığımızı düşünürüm. Çünkü o kadar mükemmel ki; ne yazarsak yazalım hep biraz eksik kalır. Beynimdekiler her zaman daha büyüktür, daha fazladır yazdıklarımdan. Şimdi başlıkları alt alta sıralıyorum. :) Çok daha fazlasını düşünsem de, düşüncelerimin vücut bulmuş hali budur. Biliyorum yine eksik kalacak ama bir yerden sonra kelimeler de kifayetsiz kalıyor. Mükemmellik böyle bir şey işte!

gerçekliği sorgulatacak kadar inanılmaz
sınırı olmayan bir zeka sahibi
kusursuz bir genel kültür hazinesi
hem yakışıklı, hem seksi, hem karizmatik
herkese karşı sorumluluğunun bilincinde
iyi günde kötü günde hep yanımızda olan
onu anlayanların umudu
yaptığı her işin üstadı
yetenek abidesi
gece yaşayanların en iyi dostu
dünyanın en özel insanı
kral
tek bir kelimeyle anlat deseler: olağanüstü
bu böyle uzar gider en iyisi ben burada bitireyim
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
İYİ Kİ DOĞDUN
İYİ Kİ VARSIN HARİKULADE ADAM !!!!!!!!

21 Mart 2012

İLETİŞİMDE SON NOKTA

Sizce iletişim bir ihtiyaç mı, zorunluluk mu yoksa sadece vakit  geçirmek mi? Duruma, yerine ve zamanına göre değişmekle birlikte bazen biri kimi zaman da hepsi olabilir. Bugün insanların birbirleriyle belkide en çok iletişime geçtiği yerler olan toplu taşıma araçları ve yolculuk sırasında gerçekleştirilen iletişimden bahsedeceğim. Geçenlerde katıldığım bir iletişim konferansı beni bu konu hakkında yazmaya sevketti.
Toplu taşıma araçları arasında hiç tanımadığınız birinden soru gelme olasılığı en fazla olan yer otobüslerdir. Gelin bu sorulara biraz göz atalım. Sorunun gelme aşamasından bir önceki adım soru sorulacak kişinin öğrenci olup olmadığını belirleme aşamasıdır; ki ona göre soru sorulabilsin. Eğer öğrenci olduğunuzu düşündürecek sırt çantası, defter veya kitaba sahipseniz ya da genç görünümlüyseniz ilk gelen soru "nerede okuyorsun? " olur. Sonra siz hiç sormasanız bile karşıdaki kişi yaşıyla doğru orantılı olarak çocuğu ya da torununun nerede okuduğunu söyler. İçinizden bana ne diye geçirirken dışınızdan hafif bir tebessümle konuşmayı sonlandırmak isteseniz de bu o kadar kolay değildir. Zira, karşıdaki kişinin özellikle bir üniversitede okuyorsanız okuduğunuz bölüm hakkında (o bölümü bilse de bilmese de) bir fikri vardır. Sonra kendinizi ülkedeki işsizlik konusunda bir söylem içinde bulma olasılığınız oldukça yüksektir. Eğer öğrencilik yıllarını aşmış ve çalışan biri olduğunuza kanaat getirilirse "nerelisin? " sorusuyla muhabbet başlatılır. Sizden gelen her ne kadar gönülsüz de olsa "siz nerelisiniz? " sorusu ise artık geri dönülmez bir yolun başlangıcında olduğunuzun habercisidir. Karşınızdaki kişi yedi sülalesini anlatmaya başlar. Muhabbetin sonunda uzak uzak akraba çıkmak amaçlı anlatılanların ve birbiri ardına sorulan soruların siz ya da karşınızdaki inene kadar bitme ihtimali yoktur. Tabi ki bunların yanısıra klasikleşmiş başka sorular veya muhabbet başlatma cümleleri de vardır. "Havalar da çok iyi bu aralar" diye gelen bir cümleyle başlayan sohbette kendinizi küresel ısınma hakkında konuşuyor olarak bulabilirsiniz. "Ne işle meşgulsünüz? " sorusunun sonunda ise kendinizi siyasi meseleler hakkında konuşuyor bulmama olasılığınız yok denecek kadar azdır. Eğer yolculuğunuz kısa süreli değil de, örneğin otobüsle şehirlerarası bir yolculuk yapıyorsanız tehlike çanları çok kuvvetli çalıyor demektir. Baştan taviz verirseniz sonra yandı gülüm keten helva :))
Gülerim ağlanacak halimize tadında çok eğlenceli bir olayla bitirmek istiyorum. Bu olay tamamen gerçek olup, konferanstaki bir katılımcının yaşadığı anısıymış. İstanbul'dan Ankara'ya gitmek üzere bindiği uçakta yanında oturan kişi durmuş durmuş sonunda dayanamayıp sormuş: "Siz nerede ineceksiniz? " :o Hayır yani yolculuk otobüste olsa yine bir derece kabul edilebilir bir soru ama uçakta gelen bu soru gerçekten inanılmaz. "Sağdaki bulut kümesini geçince köşede" gibi bir cevap bekleyerek sordu bu soruyu herhalde!!!
İletişim kurmada gelinen son nokta uçakta sorulan "nerede ineceksiniz? " sorusu olsa gerek. Ne dersiniz?