28 Nisan 2012

MEDYA'NIN KRALI

Olağan bir Medya Kralı'nı geride bırakıyorduk. Konuk katkısı az olan programlarda olduğu gibi Okan tek başına götürüyordu deyim yerindeyse. %10 Ezgi Mola'dan, %20 Ebru Polat'tan katkı geldi diyebiliriz. Her ne kadar Kral, bugün medya arkasına az yorum katsa da yine de çok eğlenceliydi. Zaten bugünkü medya arkası yorumsuz da izlense kendi içinde çok komikti. Buraya kadar her şey normal akışında ilerlerken, programın sonunda stüdyoya gelen Bay Tahmin ikilisinden Murat Özarı öyle bir laf etti ki bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu. Gerçekten bütün geceye damga vuracak nitelikte bir laftı.

Beni bilen bilir; hiçbir zaman Okan'ı başka biriyle kıyaslamadım, kıyaslamam, kıyaslayanlara da güler geçerim. Çünkü başka biriyle kıyaslanamayacak kadar özeldir. Ayrıca başka birine benzetmek de çok yakışıksız bir davranış zira, "benzemez kimse sana / tavrına hayran olayım" durumu geçerlidir benim açımdan. Şimdi nereden çıktı diyecek olursanız; Murat Özarı Okan'a "Sen televizyonların Messi'sisin. Nasıl Messi ile aynı takımda oynamak bir gurursa, seninle aynı kanalda olmak da bizim için böyle. Seninle birlikte daha çok sevilmeye ve izlenmeye başladık." dedi. Daha da fazlasını söyledi ama özet olarak böyle. Benzetmelerden hoşlanmasam da bu çok hoşuma gitti. Laf olsun diye söylenmiş bir şey değil. Bunu söylerken gerçekten böyle düşündüğünü ve hissettiğini anlayabiliyorsunuz.

Kral gibi futbola çoooook uzak olanlar için bir de küçük açıklama yapayım. Cristiano Ronaldo hayranları kusura bakmasınlar ama bana göre Lionel Messi şu anda dünyanın en iyi futbolcusu. Sadece bana göre değil elbette. Birçok futbol otoritesi ve birçok insana göre bu böyle. Peki Kral'la ne alakası var diyecek olursanız, ben Messi'nin neler yaptığını kısaca sıralayım, siz Kral'la eşleştirin. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla hesabı. Messi, Barcelona'nın beynidir. Karşısına kim gelirse gelsin, kıvrak çalımlarıyla dağıtır. Gerekirse gelir defanstan topu alır, golünü atar veya attırır. Müthiş futbol zekasıyla, hiç beklenmedik bir anda, cetvelle ölçülmüş gibi ara pasını atar. Gol atmak zaten onun için çocuk oyuncağı. Dolayısıyla artık işin estetiğini düşünerek gol atar. Messi yokken de Barcelona Barça'ydı ama Messi ile birlikte marka değeri tartışılmaz bir hal aldı. Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. Okan'ın tv8'e kattığı değer bundan kat be kat üstündür. Messi'yi seyrederken futboldan zevk alırsınız. Onun için, mükemmelliğini anlatmak adına "Dünyanın en iyi futbolcusu değil. Çünkü o, bu dünyadan olamaz." şeklinde cümleler kurulur. Aynısını Okan için de söyleyebiliriz ama iyi ki Okan bu dünyada ve iyi ki ben onunla aynı zamanda yaşıyorum.

22 Nisan 2012

YA NE OLACAKTI?

3. Antalya Televizyon Ödülleri Töreni az sayıda doğru işin yapıldığı bir geceydi. Öncelikle Meral Okay'a en başta yer verilmesi ve bütün gece boyunca unutulmaması bu işlerden biriydi. Sonra şehir tiyatroları için söylenen bütün sözler çok şıktı. Sadece bir gün değil, bu yanlıştan dönülene kadar her zaman söylenmesi gerekiyordu, gerekiyor ve gerekecek: #sehirtiyatrolariyokedilemez

İki ödül dışında ödüller hakkında yorum yapmayacağım. Her dizinin, oyuncunun, programın vs. kendi çapında izleyeni, beğeneni var. O yüzden kimse %100 memnun olmaz bu ödüllerden. Hiçbir diziyi izlemememe rağmen bu sektörle ilgilenen biri olarak elbette neyin ne olduğunu, ne kadar etki yarattığını biliyorum. Dolayısıyla bazı ödüllerin nereye gideceği garanti görünüyordu ve öyle de oldu. Ama bazıları var ki, yok artık daha neler dedirtti. Twitter'dan takip ettiğim kadarıyla birçok insan da aynı görüşte. Bu arada bu yorum yapmamış halim :) Neyse, esas beni ilgilendiren 2 ödüle geçiyorum.

En iyi sohbet programı: Muhabbet Kralı. Aynı kategoride Kral Çıplak ve başka 3 program vardı. Bence Kral Çıplak ödülü almalıydı. Kalıp olarak soru - cevap şeklinden uzak gerçek bir sohbet şeklinde gerçekleşen Kral Çıplak programları samimi sohbetin adresidir. Lakin Muhabbet Kralı'nda da muhabbetin kralı döner. Birini seçmek zor. Jüri tercihini bu yönde kullanmış. Neyse çok da önemli değil zaten. Ne de olsa oğlan bizim kız bizim :))

En iyi talk show/müzik/eğlence programı: Disko Kralı. Burada da Medya Kralı ve diğer 3 aday vardı. Bu ikisinden birini seçmek daha da zor. Bu sene artan tematik programlarla Disko Kralı bastırsa da ben Medya Kralı'nı seçerdim. Daha çok sohbet ve tabi ki medya arkasını içerdiğinden dolayı. Okan yorumlu ve uygulamalı medya arkası tek başına alır götürür zaten. Neyse ki, burada da yukarıdaki durum var. Yabancıya gitmedi yani ödül :)        

Dikkat ettiyseniz iki kategoriyi de direkt olarak iki adaya düşürmüşüm. Ya ne olacaktı???


20 Nisan 2012

RTÜK BELGESELLERİ 2

Geçen haftadan belirttiğim gibi serinin 2. yazısını yazıyorum. Bugün yazıyı fazla uzun tutmayacağım çünkü bu haftaki belgeseller o kadar sıkıcıydı ki sonuna gelene kadar nasıl dayandığımı anlatamam. Neredeyse insan sabrının sınırları diye ben belgesel çekecektim :)

Geçen haftadan büyük bir sabırsızlıkla beklediğim Gök Kubbede Gezintiler'in kalan bölümleri yine inanılmaz benzetmeler, yorumlar, çıkarımlar içeriyordu!!! En belirgini burada görülse de diğer belgesellerde de yine nerede başlayıp nerede bittiği anlaşılamayan cümleler beni benden alıp neresi olduğu belli olmayan yerlere götürdü.

"Gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi ve Türk dilinin güzel kullanılması" içeriklerinde program yayınlanmasına karar veren RTÜK'ün, bu konularda ne kadar başarılı belgeseller seçtiğini bir örnekle açıklayayım. Gök Kubbede Gezintiler belgeselini anlatan hanım sevgili defterine yazıyor tabi bir yandan da anlatıyor; "............... giderek iyice anlıyorum." Başında ne dediğinin bir önemi yok. X'i veya Y'yi fark etmez. Sorun giderek iyice anlıyorum kısmında. Ama amaç Türk dilinin güzel kullanılması olduğuna göre herhalde ibret-i alem olsun diye bunu seçtiler :)

2 haftada yayınlanan bütün belgeseller sonucunda gençler fiziksel ve ahlaki gelişiminin üstüne kat be kat değerler kattığına göre artık dağılabilirsiniz saygıdeğer RTÜK üyeleri.

Ve haftaya Muhabbet'in Kralı başlar..

18 Nisan 2012

ŞANS ????

Gecenin bu vaktinde şans konusunda yazı ne alaka? Saatler 12'yi geçtiğine göre artık dün olan Muhallebi Kralı'nda şans konusu işlendiği için bu konuda yazmaya karar verdim. Öncelikle Kral'a geçmiş olsun dileklerimi ileteyim. Evinden başka bir yerde yemek yiyince zehirlenme olasılığı en fazla olan insan dalında rekora koşuyorsun baba! Ayrıca programın başında tweet atan arkadaşa da buradan selam olsun. Yakası paçası dağılsa da, rahatsız da olsa o haliyle bile karizmatik ya sen ona bak. Neyse DEVAM dediğini duyar gibiyim :) Konuya dönüyorum tekrar. Bugün değişiklik olsun diye anket sonuçları üzerinden programı inceleyeceğim. Sonuçlar ankete gelen cevaplar, yorumlarsa benim kendi görüşlerimdir.






Bu soruya ağırlıklı olarak Evet yanıtı geldi. Elbette ki şansa inanılır. Olaylar insanların istediği şekilde gelişiyorsa "bugün şanslı günümdeyim", eğer her şey aksi gidiyorsa "zaten ben de şans olsa" gibi cümleler en sık duyduğumuz cümleler arasındadır. Özellikle şansa daha çok kendini veya kendi durumunu, başka bir kişiyle ya da başka bir olayla karşılaştırıp bir sonuca varıldığında daha çok anlam yüklenir. Kendimden bir örnek vereyim. Uzun zaman önce bana göre dünyanın en şanslı kişisiyle konuştum. Baktım, ne yapmış olabilir de bunu hak etmiş diye düşündüm, inceledim. Sonuç şu ki; hiçbir şey yapmamış. Sadece dünyanın en şanslı insanıymış bunu anladım. Üstelik o, şansının farkında bile değil. Ayrıldıktan sonra bir kez daha şuna kanaat getirdim. Şans da bile adalet yok!

Bu soruya da Hayır cevabı geldi. Hiç şaşırmadım keza ben de bu gruptayım. Şans kapıyı çalsa, kalkıp kapıyı açmam o derece yani :)

Batıl inanışlarım yok en çok tercih edilen şıktı. Böyle olması çok normal zaten. Esas geçmişten günümüze gelen saçma sapan şeylere inananlara hayret etmek lazım. Hatta hayret de etmeyip, onları direkt olarak öyle kabul etmemiz lazım. Mantığını falan sormayın "sence bu niye böyle?" falan diye çünkü bu tip eylemlerin mantığı yok.

 Başımıza geleceklerin yazıldığına, iyi veya kötüyü seçme irademizin elimizde olduğunu inanıyorum şıkkı en fazla oyu aldı. Bu kader mevzusu çok derin bir konu. Şimdi burada açıklasam sayfalar sürer o yüzden buna yorum yapmadan geçeyim.

Bu soruda Kafamı temizlerim en fazla oyu alan şık oldu. Akıllı, mantıklı insan bunu yapar zaten. Piyango bileti falan boş işler bunlar. Hayır bir de neyle neyin çıkarımı yapılıyor? Bir bakarsanız alakayı görürsünüz!!!

Bu soruda da Hayır cevabı az farkla da olsa öndeydi. Bence de cevap hayır. Kısaca şöyle söyleyeyim; küçük bir şeyden büyük çapta sonuçlar çıkartacak kadar basit değil bu hayat.
 
 
Sonuç olarak çok güzel bir programdı. Ben de kapanışı bir söz ile yapayım.
FUCK YOUR CHANCE AND FATE


    

13 Nisan 2012

RTÜK BELGESELLERİ 1

Hanımlar, beyler bugünkü yazıma Muhabbet Kralı'nda bu sezon ilk yayınlandığı tarih olan 6 Ekim 2011 'den dünümüze kadar işlenen konuları sırasıyla yazarak başlıyorum.
  • uyuşturucu sorunu
  • kadına şiddet
  • atanamayan öğretmenler
  • organ bağışı ve organ nakli
  • 2002 yılındaki N.Ç. vakası
  • Atatürk
  • mimari
  • konut, emlak
  • UFO
  • 21 Aralık 2012 (Maya takviminin bitişi)
  • paralel evren
  • boşanma
  • alışveriş
  • heteroseksüelliğin akıbeti
  • iktidarsızlık
  • sezaryen
  • işaret dili
  • bloglar, bloggerlar
  • paranoya
  • paradoks
  • sofra adabı
  • öldürmek
  • giyinmek
  • çay
  • kanser
Gördüğünüz gibi geniş bir seçki var. Her programda belki unuttuğumuz şeyleri hatırladık, belki hiç bilmediğimiz yeni bir şeyler öğrendik. Konuları düşündük, uzmanları dinledik, sorular sorduk, yorumlar yaptık, anlamaya çalıştık ve daha bir sürü şey. Kısacası her hafta bir çaba harcayarak kendimize bir şeyler kattık.

Şimdi nereden çıktı bu muhabbetin kralı derseniz şöyle ki; RTÜK'ün Okan'a, Muhabbet Kralı'na, tv8'e, bizlere verdiği ceza üzerine ortaya çıktı. Cezanın sebebi Hintli guru Osho'nun söylediği "go and fuck" sözünün, Okan tarafından kimin söylediği ve ne amaçlı söylediği de belirtilmek üzere söylenmesidir. Resmi olarak söylersek 6112 sayılı Kanun'un sekizinci maddesinin birinci fıkrasının (n) bendindeki "Yayın hizmetleri müstehcen olamaz." hükmünün ihlali nedeniyle. Tabii yerseniz ;) Neyse esas sebebine hiç girmeyeyim o başlı başına bir yazı konusu olur çünkü.

RTÜK ceza olarak Muhabbet Kralı yerine belgeseli uygun gördü. Belgeseli bir cezalandırma aracı olarak gören RTÜK'ten zaten bir şey beklemiyorduk ama dün tam anlamıyla faciaydı. Türkiye'nin Kuşları ve Gök Kubbede Gezintiler adlı belgeseller beni benden aldı :) Yaklaşık 1.5 saat süren Türkiye'nin Kuşları belgeselinde sabit cümle kalıpları hakimdi. Örnek: kıyı bölgelerinde yaşarlar, adından da anlaşılacağı üzere bataklıklarda yaşarlar, yaygın bulunurlar vb. Görüntü kalitesi ve montaj hak getire zaten! 4 bölümü yayınlanan Gök Kubbede Gezintiler ise daha da fena. Hatta daha da fenası kalan 3 bölümünün haftaya yayınlanacak olması!!! İlkokulda öğrendiğimiz güneş, dünya, ay, gezegenimiz bilgilerinin sözüm ona belgesel yapılmış haliydi. Evreni çözdüğünü söyleyen anlatıcı hanımın sevgili defter diye yazmaya başlaması, Dünya'nın Güneş etrafında dönüş hızını anlatırken hemen sonrasında gelen "Dünya, bize bazen iyi bazen kötü yüzünü gösterir." tarzında kaderci yaklaşımlar ben de tebessüm oluşturmadı desem yalan olur vallahi :)

"Gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi ve Türk dilinin güzel kullanımı" içeriklerinde programlar yayınlanmasını uygun gören RTÜK, bu belgeseller sayesinde hedefi tam 12'den vurdu şüphesiz! 1999 yapımı bu belgeselleri çok aradığı belli olan RTÜK, bizleri Muhabbet Kralı'ndan ve Okan'dan mahrum bırakarak cezalandırdı. Ama aslında en büyük cezayı kendini rezil ederek kendine verdi.

Serinin 2. yazısında görüşmek üzere...

8 Nisan 2012

DİSKODA EĞLENCE VAR

Bu hafta Disko Kralı'nın enerjisinin bir an bile düşmemesinin sebeplerinden biri konuk seçkisiydi. Her haftaki Disko Kralı'ndan farklı olarak bu hafta tiyatro ağırlıklı konuklar çoğunluktaydı. Komplekssiz, katılımcı, her ana ve ortama uyabilen, anı yaşayan ve yaşatan tiyatro adamları.. Hal böyle olunca sohbet, muhabbet, eğlence gırla gitti. :)

Geçen salı dandy'lik programında adı sıkça geçen Andy Warhol'u bir kez daha andım bu gece. Ne alaka diyecek olursanız, şöyle ki; program ortalarında yayına bağlanan Ayşe Hanım bana Warhol'un "Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak" sözünü anımsattı. Canlı yayına bağlanıp Okan'a laf sokmaya çalışan tiplerin amacı budur. Beğenmiyorsan izleme, bu kadar basit! Yayına bağlanmak için bunca uğraş verip sonra laf sokmaya çalışmak fazlasıyla gereksiz bir hareket. Dikkat ettiyseniz laf sokmaya çalışmak diyorum keza, sadece çalışma aşamasında kalabilir. Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde Okan'ın cevaben söylediği "23 Nisan'da gel, benim yerime otur" cümlesi ise laf nasıl sokulurun hayat bulmuş halidir.

Programın sonlarına doğru gerçekleştirilen Harun Kolçak Dansı Yarışması ise tek kelimeyle süperdi. Gerek stüdyodan gerekse twitter'dan katılımlı interaktif bir yarışma oldu. Katılanlar arasında en iyisi denilebilecek genç birinci oldu ama bana kalırsa bu yarışmanın galibi aday olmasa da nevi şahsına münhasır insan Ali Biçim'dir. :) Dans sonrasında söylediği şarkısı da diskoyu dağıttı. Bu performans sırasında seyircilerle beraber headbang yapan tiyatrocular da başta söylediklerimi bir kez daha ispat etti.    

1 Nisan 2012

DİSKODA BİR BAŞKA TARİFE

Bugün YGS tarifesi işledi Disko Kralı'nda. Başlangıçta Kral'ın yaptığı konuşma mükemmeldi. Umarım yarın hatta artık bugün olan sınava girecekler izlemişlerdir. Söyledikleri bugün sınavda sorulacaklardan çok daha önemli. İnanın bana bu böyle. Zamanında biz de bu yollardan geçtik. Şimdi sınava girecekler birkaç saat sonra dünyanın en önemli işini yapacakmış gibi hissediyorlardır. Ama aslında bir bok olduğu yok. Az önce çirkin bir kelime kullandığımı fark ettim ama neyse bloglar RTÜK'ün ilgi alanına girmiyor :) Ayrıca baştaki konuşmanın yanısıra, Disko Kralı'nı izleyim de öyle uyuyayım diyen ya da gönlü elvermese de izlemeden kapatan üniversite adaylarının akılları kalmasın diye program erken bitti.

Geceden notlar:

Programın konuklarından Ümit Erdim'in stüdyoyu terk etme esprisi ve RTÜK cezası için belgesel önerme üzerine dönen muhabbet çok keyifliydi. Ama aceleye gerek yok. Elbet buluruz önerecek bir belgesel. Olmazsa onlar seçenekleri sunsunlar, biz arasından seçelim :)

Bu arada Bülent Serttaş'ın Okan'a nazarı değdi. Küçük bir scooter kazası yaşanıyordu ki; anlık bir yüreğin ağza gelme durumuyla atlattık.

Kolpa gerçekten başarılı bulduğum bir grup. Özellikle söyledikleri ilk iki şarkı çok iyiydi. Gelen yorumlarda da görülen sanki playback yapıyorlarmış gibi sözü canlı söylerkenki başarılarını anlatıyor.

Son olarak madem bugün YGS tarifesi vardı yazımı da günün anlam ve önemine uygun bitireyim. Okan başta ne dedi? Bu YGS değil bu GAF (go and fuck) !!